11 Ağustos 2010 Çarşamba

Özledim seni İstanbul...

Öyle bir şehir ki bu şehir, sevmem sevmem diyene sevdirir kendini, burası gezmelik, burada yaşanmaz diyeni de öyle bir yaşattırır ki ağzın açık kalır.

Her zaman sarar sarmalar, içine alır. Öyle bir alır ki hem de, evin gibi görürsün. Oraya "gitmezsin" artık, her zaman bir yerlerden oraya "dönersin".

Burada dakik olmayı değil, geç kalmayı öğrenirsin. Geç kala kala erken çıkmayı öğrenirsin. Erken uyanmayı ama erken uyumamayı öğrenirsin. Trafik olmasa dersin durursun ama arabayı sen kullanmıyorsan o trafik bile sana güzel gelir.

Sabah kahvaltıya gidelim deyip bir türlü o kahvaltıya sabah gidememekmiş İstanbul. Bütün müzeleri gezelim deyip gezememekmiş. İstanbul'da yaşamak boğaz turu yapmak değilmiş. İstanbul'da yaşamak Bebek'te trafik tıkandığında denizi izlemekmiş. Denizin farkına o zaman varmakmış. İstanbul hiç bir zaman toplu taşıma araçlarını öğrenememekmiş, her yere taksiyle gitmeye çalışmakmış. İstanbul güzel lezzetler tatmakmış, aynı lezzeti ikinci defa tatmaya fırsat bulamamakmış. Aynı şarabı ikinci defa içmemek, bir kere bira içtiğin yerde bir daha içmemekmiş İstanbul.

Uçsuz bucaksızmış İstanbul. İstanbul'da yaşamak onu hiç bitirememekmiş. Her gün ona daha çok şaşırıp, her gün onu daha çok sevmek, her gün gelecek planlarına onu daha çok dahil etmekmiş İstanbul.


Ama ben anladım ki, İstanbul'u İstanbul yapan boğazı, taşı, toprağı değilmiş. İstanbul'u İstanbul yapan orayı sana sevdirenmiş.

1 yorum:

boncuk dedi ki...

hele bir de istanbul'a sanki benim gözlerimle bakıyormuşsun, sanki benim dudaklarımla anlatıyormuşsun onu, sanki benim kulaklarımla duyuyor, benim kalbimle seviyormuşsun! takip edecek yeni bir blog buldum. çok sevindim =)