Kaç yıl önce gittiğim ve çok sevdiğim bir yerdi Bozcaada, şimdi ise daha geçen hafta gittiğim ve daha da çok sevdiğim bi yer...
Bi kere orası bir Ada, tüm ruhuyla, doğallığıyla, şehirden uzaklığıyla.
Geyikli'den vapura bindikten yarım saat sonra Kale karşılıyor bizi tüm endamıyla. Türk bayrağı dalgalanıyor gururla.
İner inmez pansiyon sahibimiz karşılıyor bizi adada. Bir sürü pansiyon arasından Kırlı Pansiyon'u tercih ettik. Kriterlerimiz arasında merkezde bulunması ve ucuz olması vardı. Tüm pansiyonların gecelik fiyatları zaten birbirine yakın. 45 ile 60 lira arasında değişiyor.
Aslına bakarsanız ada kocaman bir yer, ama yerleşilen bölge küçücük. İskeleden pansiyona varmamız 5 dakika bile almıyor yürüyerek. Adalılar merkezdeki evlerini pansiyonlara dönüştürmüş genelde. Çoğu merkezin dışında bağ evlerinde ya da sitelerde kalıyor.
Eşyalarımızı odaya bırakıyoruz ve adanın o ünlü plajı Ayazma'ya gitmek için dolmuşa biniyoruz. Merkezden 10 dakikada bir plaja dolmuş kalkıyor. Adada arabaya hiç gerek yok. Tatile geliyorsan buraya arabasız gelmelisin.
Haftaiçi geldiğimiz için sahilde öyle aman aman bir kalabalık yok. Sahilde yemek yiyebileceğimiz yan yana dizilmiş 5 6 tane yer var. Ben yıllar önce geldiğimde ailemle sürekli Ali Baba'ya gittiğim için, oraya gitmeyi tercih ediyoruz. Diğerlerinden daha yüksekte olmasından dolayı manzarası daha güzel tabi ama yemek konusunda aynı şeyi söyleyemicem. Karnımızı doyurduktan sonra Ayazma'nın o güzel plajına iniyoruz. Buranın denizini sevmen için soğuk denizi sevmen lazım. Ben bayılıyorum suyun soğukluğuna. İnsanı dinçleştiriyor. Eskiden sırf kum diye hatırladığım plaj şimdilerde biraz taşla dolmuş. Sonradan öğrendiğimize göre bu kış biraz sert geçmiş ve su gereğinden fazla yükselmiş. O yüzdenmiş o taşların sebebi. Ama girecek güzel kumlu bi yer buluyoruz yine de. Acur ve beze satan adam, şezlong ve şemsiye parası toplamakla yükümlü sporcu gençler, geçici dövme yapan adam, yelkenli kiralayan adam plajın esas sakinleri. 3 yıl önce de hepsi aynen böyleydi.
Akşamları dolmuş 8'e kadar kalkıyor, sonrasında 10 ve 12'de geliyor sadece. Yani 8 dolmuşunu kaçırmamak lazım. Akşamki planımız tabii ki şarap içmek ve adanın o güzel mezelerinden tatmak. Ada iki bölümden oluşuyor, Türk Mahallesi ve Rum Mahallesi. Mahalle isimleri değişmiş ama pek kullanılmıyor. Kalenin sağ tarafı Türk, sol tarafı ise Rum mahallesi olarak geçiyor. Türk mahallesi kısmında genel olarak rakı balık yapabileceğiniz mekanlar bulunuyor. Biz o mekanları pek tercih etmedik, çünkü adaya gelen pek çok kişinin de şikayetçi olduğu şey balıkların çok pahalı satılması. O mekanlar daha denizin dibinde manzaralı yerler. Rum mahallesindeki mekanlar ise sokak arasında daha samimi ve şirin bulduğum yerler.
Rum mahallesi arasında dolaşırken, Güverte diye bir yere oturmaya karar veriyoruz. İlk günkü şarabımız Talay Troya 2003. En çok sevdiğim kabak çiçeği dolmasını burda da deniyoruz. Yanında yeni tattığımız 3-4 çeşit mezeyle beraber şaraplarımızı yudumluyoruz. Bir yandan sokağın kedileriyle cebelleşiyoruz, bir yandan bu samimi ortamda gelen geçen insanları izliyoruz.
İkinci günümüz pansiyonun karın doyurucu kahvaltısıyla başlıyor. Beklediğimizden güzel bir kahvaltıyla karşı karşıyayız. Bu sefer öğle yemeğimizi sahilde değil de, merkezde çay bahçelerinin olduğu yerde ve yine 3 yıl önce geldiğimizde yemek yediğimiz bi yer olan Hafız'ın Yeri'nde yiyoruz. Ev yemeklerini gerçekten güzel yapıyor burası bence.
Yine Ayazma yolu, yine güneşlenmece, yine denizde donmacanın ardından dolmuşumuzla dönüyoruz merkeze. Bugün akşam nerde yemek yiyeceğimizi biliyoruz. Çünkü bir gün önce dolmuş beklerken bizi arabalarına alan bir çift bize Battı Balık'ı şiddetle tavsiye ediyor. Bir gün önce bulamadığımız o mekana gidiyoruz bu gün. Gerçekten güzel ve şirin bir yer olduğu daha gider gitmez çalışanlarının yüzünden belli. Hepsi gencecik, hepsi güler yüzlü. Çalan müzikler de harika. Oturuyoruz masamıza. Bugün hayatımda ilk defa balık çorbası içmeye kararlıyım. Keçi peyniri eritmesi de harika. Şarabımız ise dünkünden daha uygun benim damak zevkime. Corvus Rarum. Buraya özgü bir tatlı varmış. Peynir helvası. Ondan da deniyoruz ve ona da hayran kalıyoruz.
Gecemiz burada bitmiyor. Adanın nadide barlarından birine gidiyoruz. Fuska Bar. Denizin dibine konmuş sandalyeler. Kale manzarası muhteşem. Kesinlikle gidilmesi gereken yerlerden biri bence.
Ayazma'da Koreli Restoran'ı deniyoruz bu sefer. Yan masadakiler bize ada üzümünden ikram ediyor. Buranın üzümünü de yemeden geçmiyoruz böylece. Buranın zeytinyağlıları bir harika. Bugün değişik bir şey yapalım ve hamburger denen şeye binelim diyoruz. Sürat teknesinin arkasına bağlanan bu ringolardan düşme ihtimali sıfırmış. İyi peki buna binelim diyorum. Sıkı sıkı tutunuyorum. Ama bir yerde gözlerime kaçan su çok yaktığı için gözlerimi kapatıyorum. O sırada kendimi denizin koyu lacivert sularının içinde buluyorum. Baya açık denizdeyiz. Köpek balıklarıyla cebelleşiyorum. Kimse şu kızı kurtarim demiyor ve ben kendim köpek balıklarından kurtulmayı başararak adaya kadar yüzüyorum. "Dermişim". Arada bir böyle düşenler de oluyor diyo tekneyi süren adam. Neyse tek ben değilmişim. O günümüz de öyle geçiyor. Akşama Martı Restoran'dayız. Fuska Bar'a gittiğimizde gözümüze kestirmiştik orayı. İskelenin üstünde yiyor insanlar yemeği ve kale manzarası tabii ki yine harika. Ama şansımıza o gün çok rüzgarlı. Sağdan soldan rüzgarı yiyoruz. O günkü tercihimiz rakı yönünde. Martı Restoran değişik mezeler yemek isteyenler için bire bir. Ahtapot salatası, değişik bir roka salatası, yoğurtlu cibez üstüne domates sos, asma yaprağında keçi peyniri eritmesi yediğimiz mezelerden sadece bir kaçı.
Hımm yemeğe geçmeden önce uğradığımız Şarap Aksesuarları Mağazası'nı unuttum. Türkiye'nin tek şarapla ilgili aksesuar yapan dükkanıymış burası. Bozcaada hatırası almak isteyenler için çok güzel bir yer. Biz bir sürü şey aldık. Şarap mantarlarından yapılmış panodan şaraplığa kadar. Magnetten havluya kadar bir sürü cici şey. Onları bir güzel İstanbul'a da taşıdık. Ordan alışveriş yapmak çok keyifliydi.
Dördüncü günümüz olan son günümüzde kahvaltıya uyanamayıp kendimizi merkezdeki Eski Kahve diye bir yerde buluyoruz. Ada zeytinleri, ada zeytinyağı, ezine peyniri buradaki kahvaltıların olmazsa olmazları.
Son günümüzde Kale'yi ziyaret etmeden geçmiyoruz. Kendi haritamızla kalenin bölümlerini çözmeye çalışıyoruz. Ama bence mutlaka çıkılması gereken bir yer. Bütün ada ayaklarınızın altında ve manzarası müthiş.
Artık şarap ve reçel alma zamanı. Ada'nın domates reçeli meşhur. Gülerada Reçelleri de duyduğum bir markaydı. Oraya girdiğimde kendimi kaybedip sadece domates reçeli almakla kalmıyorum, incir ve ceviz reçeli hatta pekmez de alıyorum. Reçelciden çıkıp kendimizi Corvus ve Talay'ın şarapevlerinde buluyoruz. Çok sevdiğimiz Corvus Rarum şarabından alıyoruz. Talay'ın da Shiraz şarabından alıyoruz. Burdan şarap almadan dönersem içimde kalırdı.
Bozcaada'da daha uzun kalıp bütün restoranları kafeleri denemek isterdim. Ama yine kısa bir zamana çok fazla tat sığdırdık.
Huzurlu bir tatil için, kesinlikle Bozcaada...
"I put my trousers on, have a cup of tea..."
13 saat önce
1 yorum:
ve buz gibi bir deniz için :P
Yorum Gönder