
İyi ki üşenmemişim de gelmişim dedim İzmir'e. Esas amacım İzmir'i bir daha gezmekti. Estiem ikinci planda geliyordu. Ama planlar şaştı. "Estiemer" ları çok sevdim. 30 küsür yeni insanla tanışmamıştım uzun süredir. Hepsi birbirinden iyi, birbirinden sıcakkanlı. Anlatacak o kadar çok şey var ki. En iyisi en baştan başlamak.
Perşembe sabahı Alican'la beraber Aşti'ye giderken farkettik ki trafiği hesaba katmamışız ve geç çıkmışız. 9.30 da olan otobüse 9.31'de binebildik. Taksici amca sağolsun üstün performans gösterdi de bizi yetiştirdi. 9 saatlik otobüs yolculuğunda Müge Anlı'dan Esra Erol'a Oktay Usta'dan açık oturuma zilyon tane değişik program izleyerek nihayetinde sıcak ama yağmurlu İzmir'e vardık.
Akşam yemeği yüksek bir binanın tepesindeki restorandaydı(adı da "Tepe" olabilir)ve mükemmel bir manzarası vardı. Yol yorgunluğuyla fotoğraf çekmemişim orda. 3 büyük masaydık ve sadece bir Alman vardı, Jan. Jan Estiem'in Avrupa çapındaki 5 sorumlusundan biriymiş ve Türkiye'deki Recom'larda seminer vermek zorundaymış. Recom'un ne olduğunu da ilk seminerde öğrendik, gelcem oraya daha sonra.
Jan Yan Yun
Güzel bir akşam yemeğinden sonra tanışıp, kaynaşmış vaziyette Alsancak'a bi bara gittik. 3 kere masa değiştirdik, malum 30kişi bir yerde iç içe oturmak isteyince biraz zor oluyor yerleşmesi. Muhabbet ettik, bi gıdım dans ettik derken saatler 12'yi göstermeden kalkmıştık. Yol yorgunuyuz da.

Özlem'in evine yollandık. Şirin mi şirin ayrıntı dolu bir ev. İncelenecek çok şey vardı, ben de boş durmadım fotoğraflarını çektim :)
Evde Twister varmış, durur muyuz oynamadan.En son 10lu

yaşlarımın ilk çeyreğinde (:))oynamıştım sanırım. Cüsseler küçükken daha bi kolay mı oluyomuş ne. Birbirimize dolandık, kollarımız bacaklarımız tutuldu, çözülemedik. Eğlenceliymiş ama, kuralları da varmış, küçükken ben bilmiyomuşum.
Derken uyuyakaldık ve sabah ışıkların gözümde patlamasıyla uyandım. Tuvalet sırasından sonra aceleyle giyinip bi Kayseri lokantasına kahvaltıya gittik. Çok şirinimsi bir yerdi, yere yakın masalarda minderlerin üstünde yaptık kahvaltımızı. Otlakçılık hat safhadaydı:)


Kahvaltımız bitince Jan'ın sunum yapması için 9 Eylül'ün bi binasına gittik. Sunumdan önce isimleri öğrenmek için salakça da olsa işe yarayan oyunu oynadık: İsim önüne sıfat koyup senden önceki herkesin sıfatını ve adını söylemece. Daha kısa bi adı yok sanırım :) Jealous Jan gibi. Güzel bir sunumdu, fakat aklında ne kaldı diye soracak olsan, Recom'un ne demek olduğunu öğrendim. Neymiş? Estiem'e yeni katılacaklar için daha deneyimli "Estiemer"larla tanışma, onlarla bilgi alışverişi yapma ve sunumu izleme ve eğlenme fırsatı. Bu toplatıya Board'dan birinin gelmesi zorunluymuş. Board neymiş? Estiem'in 5 genel sorumlusuymuş. Bize de kim gelmiş? Jan:)
Sunum ve konuşmalar akşam üstü bitti ve vapura atlayıp Kordon'a gittik. Kordonu seviyorum

ben ya, fotoğraf çekmeyi de seviyorum orda, yürümeyi de, çimlerde oturmayı da. Biraz rüzgar yemiş ve üşümüş olsak da, yemeğe kadar oyalandık. Yemekten sonra bizi muhteşem bir gece bekliyormuş da haberimiz yokmuş. Gece Ooze Venue diye bir yere gittik. İzmir'in en tutulan mekanlarındanmış. İçeri girince çok kıskandım mekanı, Ankara'da böyle bir yer yok diye. Üstelik çıkan grup(Çirkef) da müthişti. Çok sevdiğim şarkıları seçmiş gibi çaldılar birer birer. Coşturdular. Kısaca süper bi geceydi.
Geldik cumartesi gününeee. Gündüz yine bir önceki günkü toplantı salonunda bir takım Estiem konuları konuşuldu, tartışıldı. Daha sonra yine Kordon'daydık. Tavla, nargile keyfi yaptık. Kızlarağası Hanında çok telveli fincanda pişen meşhur Türk kahvesinden içtik, fal baktık. Derken akşam gideceğimiz fasıl mekanına doğru yürümemiz gerekiyordu. Resmen bütün kıyıyı yürüdük, sorun yürümekte değildi aslında, yediğimiz feci rüzgardaydı. Baş ağrısı filan Okyanus denen yere gidince kalmadı tabi. Fasılcı amcalar süper coşturdular. Bi tane fotoğrafçı amca da fotoğraflarımızı çekip çekip 5liraya kakaladı bize. Biz de paşa paşa aldık elimizde zilyon tane fotoğraf makinesi yokmuş gibi.
Gece orda da bitmedi evde eğlence devam etti. Özlem'in bir sürü ıvır zıvırıyla fotoğraflar

çekildik, yine Twister oynadık. Çocukluğumuza doyduk.

Ve son gün, turistik gezimiz başladı. İlk durağımız Efes Antik şehir. Kapıda beklerken bir sürü

portre fotoğrafı çekme fırsatı da buldum. Güzel çıkan fotoğrafların takdirini fotoğraf makinem alıyor zaten hep. "Makine iyi çekiyormuş ya". Bekledik bekledik ve hepimizin birer Müze Kartı oldu. Artık o müze senin bu müze benim gezeriz. Görkem Efes'i bildiği kadarıyla bize anlattı gezerken. Tabi zilyon tane turistin rehberlerinden de otlandık.
Efes'ten aklımda kalanlar :
Bir: Nike logosunu ve Just do it felsefesini Nike tanrısından almış.Neden tik işaretini almış onu da çözemedik. :P

İki: Kafası olmayan heykeller ve arkasına geçip poz vermeler şöyle ki:

Üç: Toplu tuvaletler :)

Dört: Antik tiyatronun ortasında Estiem şarkısını söylememiz(Hareketlerle beraber) ancak bizden önce başka yaşlı bir grubun davranıp şarkı söylemeleri ve bizim onlardan görüp de söylemişiz gibi görünmesi :)
Efes'ten sonraki durağımız Şirince köyüydü. Hakkaten de şirin bir yer, genelde taş yokuşlardan oluşuyor, sokakların kenarlarında teyzeler el işi örtüler, örgü çoraplar satıyor. Ve meyve şarabı çok ünlüymüş. Bazı yerlerde meyveli şarap olmaz o likör olur gibi tartışmalar yaşanmış hatta şarap denmemesi üzerine dava açılmış. Bence de şarap meyveli olmaz o başka bişi olur ama tatları güzeldi. Hepsini birer birer denedik, kavunlusundan vişnelisine, elmalısından ahududulusuna, şeftalilisine... Ekmeği de çok lezzetliymiş ama ben unuttum almayı. Bir de dilek havuzu var. Havuzun dibinde genişçe bir delik var, atılan para o deliğe sokulabilirse dilek gerçekleşirmiş. Biz de otobüste bize hediye edilen t-box tshirtlerin içindeki 1centleri attık. İki kişi sokabildi sadece. O kadar kolay bişi değilmiş meğersem. Bir de en tepede manzaralı bir kilisesi var. Minik bir kilise ama içinde epeyce oyalandık, fotoğraf çekelim derken.

Maalesef ki Şirince son durağımızdı, karnımız acıkmış İzmir'e döndük. Bir kebapçıda hep beraber son yemeğimizi yedik. Ayrılma anları biraz üzücüydü. Alışmıştık birbirimize ve bir daha kim bilir ne zaman görüşecektik.
Son olarak teşekkür mektubu:
-Çok iyi insanlarla tanıştım, hepsini ayrı ayrı sevdim.
-Estiem'e daha çok ısındım ve devam etme kararı aldım.
-Bütün organizasyonu düzenleyen Yazminciim çok yoruldu, çok kafa yordu fakat çok iyi bir etkinlik ortaya çıktı. Ulaşımdan yemeğine bir an bile daha iyisi olabilirdi demedim. Ona burdan çook teşekkürler.

-Her gün en az 15 kişiye evini açan tatlı mı tatlı Özlem'i de çok sevdim. Vedalaşamadık onunla, sana da çok teşekkürler Özlem:)

-Bir sürü güzel fotoğraf çekme fırsatı da bana doğdu, bunun için ayrı bir mutluyum:
http://ecec.deviantart.com/-Son olarak katkısı olan bütün 9 eylül'lülere ve bütün katılanlara çok ama çok teşekkürler. Ankara'ya her zaman bekleniyorsunuz...